Şubat 27, 2011
Çocuk Egitimi ve Çocugun Ruhsal Yönü
Çocuk egitimi
Her çocuk ayrı bir dünyadır. Çocuk yetiştirmek ise en kutsal, en büyük, en zor ve hayat boyu devam ettirilmesi gereken en önemli sanattır. Gelecek açısından düşünüldü ünde bu konunun önemi her geçen gün çok daha iyi anlaşılmaktadır. Daha do acak çocuk anne karnında iken anne babaların kafasında bir çok soru işareti oluşur. Kız mı erkek mi olacak ? Saglıklı dogup büyüyecek mi ? Ailemizde ve günlük hayatımızda nasıl bir de işiklik olacak ? İleride nasıl bir insan olacak ? okul başarısı iyi olacakmı ? Nasıl bir meslek sahibi olacak ? Hayatta başarılı olacak mı ? ve buna benzer yüzlerce soru ile çocu u beklemeye koyulurlar .
Bütün bu soruların ve bazı bilinmeyenlerin yanısıra çocukların psikososyal gelişimini ve kişilik gelişimini do ru yönlendirmek anne babaların en önemli görevlerinden biridir. Bu görevin tam ve eksiksiz olarak yapılması ise her açıdan çok önemli ve bir çok yönden zordur. Her ne kadar do uştan ve genetik olarak alınan özellikler olmasına karşın, her çocu un ayrı bir fiziksel yapısı, kişilik özelli i, davranış paterni, psikososyal özellikleri, anlayışı, duygusal yapısı, zeka kapasitesi ve ruhsal gelişimi bulunmaktadır. Bütün bu özellikler, aile ortamı ve devamlı de işen çevre şartları ile etkileşince ortaya bir çok yönü ile anne babadan farklı bir biyopsikososyal yapı ortaya çıkmaktadır.
Çocukları anlamak
Çocukların genel davranış özelliklerini tam olarak anlamak ve onların ruh dünyalarına inmek onların psikososyal gelişimini yönlendirmek açısından çok önemli bir noktadır. Anne babaların çocukların ruh dünyalarına inmeden yönlendirme ve e itim gayretleri, ço u zaman hedefine ulaşmaz .Anne babalar her gün birlikte oldukları, günlük aktiviteleri birlikte yaptıları çocuklarını bazen tam olarak tanıyama- makta ve onların psikososyal gelişimini iyi yönde yönlendireme- mektedir. Bazı anne babalar, çocuklarının sadece fiziksel bakım- larına yönelik beslenme, barınma, sa lık problemlerini gözetip onların olaylar karşısındaki düşüncelerini, tepkilerini, yorumlarını, üzüntülerini, sevinçlerini, ruhsal yönlerini gerekti i kadar hesaba katmazlar. Kişisel görüşme ile haberleşti imiz Amerikalı acil müdahalelerde bulunan bir sa lık mensubu şu yakınmaları dile getirerek endişelerini belirtiyordu ” acil saglık müdahaleleri yaparken olaylardan çocukların etkilendi ini ve bazı psikolojik problemlerin oluştu unu görüyorum, anne babalara veya bakım veren kişilere çocukların sıkıntılarını bahsetti imde, onların bana cevabı onlar çocuk ne olacak ki şeklinde oluyor. ben buna dayanamıyorum ve çok üzülüyorum, çocuklarında ruh dünyası var ” .Gerçekten de bazı zamalar günlük olaylar ve gelişmelerin arasında çocukların olaylar karşındaki ruhsal tepkisi en son akla gelecektedir.
Çocuga ayrılan vakit
Her anne baba çocuklarının gelişimi ve onların ruhsal yönleri ile çok ilgilendiklerini söyler ama kendi kendilerine oturup ”çocu uma bu gün ne kadar vakit ayırdım ?” diye sorduklarında, kendilerini tatmin eden cevabı çok azı alır. Amerikalı bir profesörden aldıgım bir bilgiye göre A.B.D yapılan istatistiklerde bir babanın çocugunu günlük görme süresi 7 saniye olarak bulunmuş . Yani aynı çatı altında yaşayan birbirinden apayrı, ayrı dünyalarda insanlar . Peki bu durum hangi sonuçları getirir ? yani anne babaların çocuklarının ruhsal yönü ve psikososyal gelişimi ile ilgili eksiklikleri hangi sonuçları do urur ?. Bunun cevabını düşündü ümde her biri ayrı bir ”gelecek ” olan çocuklar ile ilgili çok karamsar düşünceler aklıma gelmektedir. Bu nedenle bu konuyu ileri bir tarihte, ayrı bir başlık altında incelemek istiyorum .
Hatta 2000li yıllarda bırakın ruhsal gelişimi yönlendirme ve mevcut ruhsal sorunları, dünyada milyonlarca çocuk kötü bakımdan, basit sa lık sorunlarından, kazalardan, salgın hastalıklardan, anne baba ihmaline ba lı nedenler ile hayatını kaybediyor.
Ruhsal gelişime etkiler
Herbir çocu u ayrı bir dünya olarak kabul edip, onların ruh dünyasına inebilmek, ancak e itim, anne baba bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi ile olacaktır. Ayrıca aile yapısının güçlendirilmesi, aileye sunulan imkanların artırılması, ailenin sosyokültürel ve sosyoekonımik açıdan desteklenmesi, çocukların yaşadıkları ortamların, çevre imkanlarının, devletin sa layaca ı imkanların çeşitlili i ve kalitesi bu sorunların oluşması ve sürecinde etkili olabilmektedir .
Çocuk e itiminde çocugun gerektigi şekilde yetiştirilmesi ve onun topluma hazırlanması, büyük ölçüde anne babanın hayatın ilk gününden itibaren çocuk ile ilgilenmesi, onun ile karşılıklı etkileşimi, ona de er vermeleri, kişilik yapısına saygı duymaları, ona yeterince vakit ayırmaları, onun bakım, beslenme ve korumasını sa lamaları, sevgi ihtiyacına karşılık vermeleri, ideal bir aile ortamı hazırlamaları, ona karşı ideal tavırları, tepkileri, tutumları etkili olmaktadır . Burada etki tepki prensibini hatırlatmak yerinde olur, anne babanın direk çocu a yönelik veya gün içerisinde ki herhangi bir davranışı, sözü, tavrı, tepkisi ve yorumunun çocuk üzerinde bir mutlak bir etkisi olacaktır. Ve bu etkinin çocukta yansımaları iyi veya kötü yönde görülecektir .Aynı şekilde çocu un her konuşması, davranışı ve yorumuna anne babanın tepkisi de çocu un kişilik gelişiminin şekillenmesine neden olmaktadır.Yani çocu u yanlış bir şey yaptı ında ve bunu tekrarladı ında sessiz kalan bir ebeveyn dolaylı olarak ” ben bu davranışı destekliyorum ” mesajı verir. Di er taraftan çocu un olumlu davranışını onaylamayan bir ebeveyn çocu a yine dolaylı olarak ” bu davranışın benim için önemli de il, olsa da olur olmasa da ” mesajını verir. Bununla birlikte görmezlikten gelinen tekrarlayan hatalar giderek büyür, olumlu davranışlar ise giderek azalır .Çocukları her an kontrol etmek her yaptıkları konusunda haberdar olmaya çalışmak çocu u ruhsal gerilime itebilece i gibi, di er yandan çocu u kontrolsüz ve kendi halinde bırakmakta çocu un önü alınamayan davranış problemleri geliştirmesine zemin hazırlayacaktır. Bu iki kutbun ortasında hareket alanı ideal olanıdır.
Burada hemen şunu belirtmek gerekir ki günümüz iletişim ve etkileşim toplumunda çocu un gelişimi konusunda anne babalar üstlerine düşen her türlü görevi yapsa bile akraba çevresi, okul ortamı, arkadaş ve sosyal çevresi, dişarıdan gördükleri, duydukları da gelişim ve ruh sa lı ı açısından çok önemli olmaktadır. Anne babalar bazen kendileri haricinde oluşan etkiler konusunda oldukça çaresiz kalabilmektedir. Yani hem ev içerisinde çocu a gereken yönlendirme, hem de onun ev dışında psikososyal gelişimine kötü yönde etkide bulunacak etkenlerden koruma, ikisini de saglamak ideal gelişim açısından gerek ve yeter şart olmaktadır .
Yapılması gerekenler
Anne babaların çocuklarının normal bir şekilde psikososyal gelişimini sa lamak ve uygun egitimi vermek için yapmaları gereken şeyleri şu şekilde sıralayabiliriz : Dengeli e itim ve yönlendirme,Anne babanın kendi aralarındaki söz ve davranış birli i, Çocuga karşı aşırı hoşgörü veya aşırı disiplin uygulamalarından kaçınmaları, olaylar ve ilerleyen süreç içerisinde çocu a yansıyan davranışlar olarak tutarlı olmaları ve zaman aşımından doyayı farklı farklı tepki vermemeleri, Çocu a tepkilerinin yersiz ve abartılı olmaması, Güzel ve faydalı şeylerde çocu un davranışlarının onaylanması, Hatalı durumlarda uygun bir şekilde cezalandırılmaları, Yapılan yanlışları sonucunda sadece kızmak de il nedenini mantık çerçevesinde açıklamaları ve ona do ru olan hedefi vermeleri , Onlara her yönüyle de er vermeleri, Kişilik yapılarına saygılı olmaları, Onlara söz hakkı tanımaları, Sevildiklerini hissettirmeleri, Onlara güven duygusunu aşılamaları, Sosyal ve psikolojik gelişimini yakından takip etmeleri, Gösterilen davranış problemlerine karşı duyarlı olmaları, zamanında ve erken müdahaleyi saglamaları , Kendi psikolojik sıkıntılarını çocuklara yansıtmamaları, onlardan gelişim ve kapasitelerinin üzerinde beklentiye girmemeleri, Onlara yeterince zaman ayırmaları, Onların sosyal çevrelerinin farkında olmaları şeklinde özetlenebilir.
__________________
Şubat 26, 2011
Ağız kokusu insanı olumsuz etkileyen bir durum olarak bilinir.
Erişkinler veya küçüklerin yaşamlarında mutlaka ağız kokusundan şikayetçi oldukları zamanlar olmuştur. Bazılarının ise bu durumdan şikâyeti kroniktir.
Ağız kokusu; etkilediği bireyler için sosyal ve psikolojik yönden olumsuz bir durum haline gelmiştir.
Kötü ağız hijyeni dişler üzerindeki gıda birikimi ağızdaki çürük kaviteleri çekim yaraları ülserler dental ve tonsiller apseler (diş ve bademcikle ilgili apseler) ; gingivitis periodontitis ve stomatitis gibi diş eti hastalıkları ağız kuruluğu kıllı dil gibi ağız içindeki problemlerden oluştuğu gibi üremi diabetik ketoasidoz karaciğer rahatsızlıkları kronik pulmoner hastalıklar mide rahatsızlıkları gibi sistemik nedenlerle de görülebilir.
Diş hekimleri ağız kokusunun lokal mi yoksa sistemik faktörlere mi bağlı olduğunu tespit etmeli ve doğru teşhisi koyup ona göre tedavi yöntemini belirlemelidir.
Solunum sisteminden gelen hava ağızdan dışarı yayılırken oral kavitedeki (ağız boşluğu) kötü kokulu uçucu karışımla birleşerek dışarı çıkar ve kişilerin kendisini de çevresini de rahatsız eden hoş olmayan kokular oluşur.
Bu konuda yapılan araştırmalar sonucunda ağız kokusu vakalarının çoğunluğunun oral kaviteden kaynaklandığı tespit edilmiştir.
Kötü ağız kokusunun oluşmasına etki eden faktörler arasında tükürüğün önemli rol oynadığı kabul edilmektedir.
Sağlıklı ağızdan alınan tükürüğe göre periodontitisli ağızlardan alınan tükürüğün daha hızlı kokuştuğu belirtilmiştir.
Aktif periodontitisli hastalardan alınan tükürükte çok parçalanmış epitel hücresi vardır . Ve bu hücreler önemli ölçüde bakterilerle kaplıdır. Ayrıca tükürükte zarar görmüş lökositler de mevcuttur. Lökositler çok miktarda kükürt taşıyan aminoasitlere sahiptir ve bunlar uçucu sülfür bileşiği üretiminde kullanılırlar. Lökositler periodontal hastalıklar sırasında göç ederek periodontal hastalıklı bireylerin tükürüklerinda artarlar.
Hem oral mukazadan serbest epitelyal hücreler hem mikroorganizmalar hem de lökositler bakteri plağına dahil olup dilin arka yüzüyle dişlerin fizyolojik ve mekanik temizlemeye uygun olmayan bölgelerinde toplanır. Periodontitisli hastalarda bu duruma bir de dişetlerinden oluşan kanamanın eklenmesi ile tablo daha da ağırlaşır.
Ağız kokusu oluşumu tükürük akımının azalması uzun süre besin ve sıvıların alınmamasına da bağlıdır.
Uyku hali buna iyi bir örnektir. Sabah kalkınca hissedilen ağız kokusu bu durumla ilgilidir.
Aşırı tütün içimi özellikle sigara tüketimi yalnızca kötü kokulu nefes oluşturmakla kalmayıp bir de kıllı dil durumuna yol açar ki bu da besin artıklarının ve tütün kokusunun tutulmasına neden olur. Ayrıca tükürük salgısında azalma ve hastalık durumunun şiddetle artışına neden olur. Dilin arka bölümü mekanik olarak temizlenemediği için birikimler orada oluşur. Çoğu ağız kokusu durumlarının tedavisine dilin fırçalanması ile başlanır.
Proaaa dişler uygun yapılmamış kuron ve köprüler ağız dokusuna uygun olamayan materyaller de ağız kokusunu oluşturan faktörlerdendir.
Halitozis oluşturabilecek diğer durumlarsa postnatal sızmayla karakterize kronik sinüzitis faranjitis tonsillitis sifilitik ülserler burun tümörleri ağız tümörleri kronik bronşitis ve orofarengial kavitelerin habis neoplazmalarıdır.
Nefesteki kokunun yoğunluğu yaşla birlikte artar. Ayrıca farklı yaş grupların spesifik ağız kokuları tespit edilmiştir.
Buna göre yaşları 2-5 yıl arasında değişen küçük çocuklar tonsillerinde barınan besin ve bakterilerden ötürü oluşan bir ağız kokusuna sahiptir.
Orta yaş grubundaki kişilerde çok şiddetli biçimde sabah nefes kokusu oluşur.
İleri yaş grubundakilerde ise ağız kokusu temiz olmayan proaaa ve akışkanlığını yitiren tükürüğün kokuşmasından kaynaklanır.
Sistemik hastalıklar sonucunda da ağız kokusu oluşur. Bu durumun en iyi bilinen örneği diabettir. Bu hastalarda ağızdan aseton tatlı meyva kokusu duyulur.
Nefesteki amonyak ve idrar kokusu üremi ve böbrek yetmezliğini akla getirmektedir.
Ciddi karaciğer yetmezliğinde nefes tatlımsı bir amin kokusu taze kadavra kokusuna benzemektedir.
Tatlı bir asit kokusu akut romatizmal ateşi çağrıştırır. Kötü kokuşmuş nefes çürümüş et kokusuna benzer bu da akciğerin apseleşmesine ya da bronş iltihabının yayılmasıyla oluşan bronşiyektaziye işaret eder.
Gastrointestinal bozukluklarda da nefes kokusu kötüdür. Duygusal yıkımlar da sindirimi etkiler ve vücut kimyası bazen nefesi etkileyebilir.
C vitamini yetersizliği ile oluşan Kronik skorbüt hastalığı olan kişilerde de kötü kokulu nefese rastlanır.
Yenilen yiyecekler de ağız kokusunda önemli rol oynar. Bir vejeteryan çok fazla et yiyen bir kişiden daha az halitozise sahiptir. Çünkü sebzelerde protein maddelerin yıkım ürünleri çok azdır.
Et genellikle yağ içerir ve gastrointestinal sistemde oluşan uçucu yağ asitleri kana absorbe edilip nefesle salgılanır. Sarımsak soğan pırasa alkol vb. maddelerin dolaşım sisteminde önce absorbe edilip sonra da akciğerlerce hava olarak dışarıya verilmesiyle kötü koku oluşur. Aşırı alkol içimi mikrobiyal floranın değişiminde başlıca rol oynar ve halitozis oluşturan koku fermente edici organizmaların poliferasyonuna neden olur.
Açlıkta oluşan ağız kokusu; pankreatik sıvının midede açlık periyodunda bozuşmasından kaynaklanır. Bu kokunun giderilmesi kolaydır. Hatta diş fırçalamasıyla bile ortadan kaldırılabilir.
İlaçların sistemik etkisine bağlı olarak da halitozis oluşabilir. Bazı antineoplastik ajanlar antihistaminler amphetaminler trankilizanlar diüretikler fenotiaminler atropin benzeri ilaçlar tükürük üretimini azaltırlar ve böylece oral kavitenin kendi kendini temizleme yeteneği azalmış olur ve buna bağlı halitozis oluşur.
Yaşlanma çok sigara içimi tükürük bezi aplazisi 800 raddan fazla radyasyon tedavisi kadında menopoz yüksek ateş dehidratasyonlu sistemik ve aaaabolik rahatsızlıklar aşırı baharat kullanımı ağız kuruluğuna neden olur ve bu yüzden de halitozis oluşur.
Diş hekimi ağız kokusunun tanımını yapmak için önce iyi bir muayene yapmalı aldığı anamnezleri dikkâtlice incelemeli basit yöntemlerle koku ayrımını yapmalıdır.
Sistemik hastalıklarda oluşan kokular için medikal konsültasyona gidilmelidir. Kokuların lokal ya da sistemik faktörlerden oluştuğunun belirlenmesi oral kaviteden veya akciğerlerden kaynaklandığının belirlenmesi için hastaya basit bir yöntem uygulanır.
Diş hekimi hastadan dudaklarını sıkıca kapatmasını ve nefesini burun deliklerinden bırakmasını ister. Bu durumda koku on cm. uzakta duran başka bir kişi tarafından değerlendirildiğinde koku varsa sistemik faktörlerden kaynaklanıyor demektir.
Hasta parmakları ile burnunu tıkayıp dudaklarını da kapatıp soluk vermeyi bir an için durdurduktan sonra açıp soluk verdiğinde koku ağız yoluyla ortaya çıkıyorsa kokunun oral kavitedeki lokal faktörlerden kaynaklandığı söylenebilir.
Koku bu şekilde basit bir yöntemle değerlendirilebileceği gibi denemesi ve tekrarı kolay olan gaz ölçen monitörlerle de ölçülebilir. Yapılan klinik çalışmalarla lokal faktörlerin neden olduğu ağız kokusu olgularının %90’nın başarı ile tedavi edileceği tespit edilmiştir.
Patolojik ve nonpatolojik orijinli halitozis genellikle patolojik durumun tedavi edilmesi ve oral hijyenin iyi derece de yerine getirilmesi ile düzelir.
Periodontal ceplerin yok edilmesi oral hijyenin geliştirilmesi gıda birikimine sebep olan yerlerin düzeltilmesi çürük dişlerin tedavisi restorasyonun mümkün olmadığı durumlarda diş çekimi diş eti hastalıklarının tedavisi ile ağız kokusu ortadan kaldırılır.
Yemek sonrası dil ve dişlerin fırçalanmasıyla da ağız kokusu etkili oranda azaltılabilir.
Ağız kokusunu oluşturan bileşenlerin birincil alanı dildir. Sabah şiddetli ağız kokusundan şikayet eden kişilerde dişlerin ve dilin yemek sonrası fırçalaması ve ağzın bir gargara ile çalkalanması ile sorun kontrol altına alınabilir.
Proaaa kullananlar proaaalerini fırçalayarak ve dezenfektan solüsyonlarda tutarak temizlemelidirler.
Ağız kokusunu önlemek için doğal kaynaklardan da yararlanılabilir. Nane bunlardan biridir. Naneli sakızlar şekerler kullanılabilir. Nanenin tükürük üzerinde de etkisi vardır. Naneli ürünlerin emilmesi tükürük oranını artıracak tükürüğün alışkanlığını düzenleyecek yiyecek artıklarının böylelikle uzaklaşması bir ölçüde sağlanacaktır.
Sakız çiğnemek çiğneme kasları yanak ve dilin çiğneme hareketleri ile yakından ilgilidir. Sakız besin artıklarının taşınması ve uzaklaştırılması ile oral kavitenin temizlenmesini sağlar.
Ağız suları kokulu ürünler naneli ağız spreyleri nefesteki kokuyu geçici olarak önlemeye yarayacaktır.
__________________
Şubat 24, 2011
Bilinçsiz alınan vitaminler yarar yerine zarar getirebilir.
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Hülya Akan, bilinçsiz alınan vitaminlerin yarar yerine zarar getirebileceğini belirtti.
Grip olmamak için çoğu kişi sürekli C vitamini tabletleri alıyor. Hem C vitaminin gripten koruduğuna dair kanıt yok hem de böbrek taşı olan kişilerin fazla C vitamini kullanmaması gerekir.
Vitaminleri neye göre almalıyız?
Vitaminler vücudumuz için gerekli olan maddelerdir. Tabii ki eksikliğe göre almalıyız. Özellikle beslenme bozukluğu olanlarda, çok ileri yaşlardaki kişilerde, hamilelikte, bebekliğin erken dönemleri gibi bazı özel durumlarda takviye yapılmalıdır. Ama bunlar dışında sağlıklı bireylerde ekstra vitamin almanın ek bir yararı olduğu kanıtlanmış bir bilgi değildir, ama zararı olduğu da gösterilmemiştir.
Genellikle kişiler kendileri karar verip vitamini kullanıyor. Bu doğru mudur?
Eğer vücudun bir eksiği yoksa vitamin almanın bir yararı yok. O nedenle hekimin kişiyi muayene edip bir ihtiyacı varsa onu tespit ederek gerekirse vitamin vermesi doğrudur. Aksi halde bazen yarar yerine zarar getirebilir. Bu noktada şunu açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Vitamin adı altında çok fazla ürün var ve bunların bir kısmında antioksidan veya çeşitli hastalıklara iyi geldiği iddiası ile bitkisel kökenli bileşikler mevcut. Bir kısmı ile ilgili yeterli bilimsel veri mevcutsa da hepsi hakkında elimizde kanıtlanmış bilgi yok ve çok sık kullanılan bazı bitkisel kökenli desteklerin yan etkilerinin ya da kişinin kullandığı diğer ilaçlarla olumsuz etkileşimleri olduğunu biliyoruz.
Ne tür zararlar meydana gelebilir?
Öncelikle piyasada çok fazla vitamin, antioksidan ve bitkisel kökenli destekler satılıyor. İlaç etkileşimleri çok önemlidir. Örneğin kan sulandırıcı ilaç kullananlarda bazı bitkisel kökenli destekler ilacın etkisini arttırabilir, bu da kanama riskini artırarak kişiyi olumsuz yönde etkileyebilir. Diğer bir olumsuz etkisi ise hastanın bitkisel desteklere fazla güven duyması nedeni ile asıl tedavisini ihmal edebilmesi. Örneğin şeker hastalığının ilaçları bellidir, ama bazen hastalar kimyasal ilaç daha zararlı olabilir düşüncesi ile bitkisel desteklerle çözüm arayışına gitmektedir. Bu da şekerin kontrol almasını geciktirebiliyor, şeker hastalığı sinsi ve vücutta çok hızlı tahribat yapabilen hastalık olduğundan bu gecikme organların hasarlanması ile sonuçlanabiliyor.
Özellikle düzenli olarak ekstra C vitamini alanlar hiç hasta olmam diye düşünüyor. Oysa fazla C vitamini fazla alındığında daha önce böbrek taşı olan kişilerde böbrek taşı oluşumu riskini artırabilir. Ayrıca C vitamininin gribal enfeksiyonları azalttığı ya da önlediğine dair bir kanıtımız da yok.
Bunların dışında her ilacın olumlu etkisi olduğu gibi olumsuz etkileri de vardır. Bu nedenle bilinçsiz kullanmamak gerekir. Normal beslenen bir insan ihtiyacı olan vitaminleri besinlerden alır; ihtiyacından fazlasını ise zaten vücut kullanmayıp dışarı atar. Atamadıkları ise vücutta birikerek yan etkiler yapabilir. Eğer vitamin almak istiyorsanız doğal yollardan sebze ve meyve ağırlıklı ve dengeli bir beslenmeyi tercih edin.
_________________
__________________
Şubat 24, 2011
Son sigarayı içtikten 20 dakika sonra:
•Kan basıncı normal sınırlara iner
•Kalp atım hızı yavaşlar
•El ve ayaklar ısınır
8 saat sonra:
•Kandaki karbon monoksit seviyesi normale döner
•Oksijen seviyesi yükselir
24 saat sonra:
•Kalp krizi riski azalmaya başlar
2 gün sonra:
•Koku alma ve ağzınız tadı yerine gelir,
•Sinir uçlarındaki hasar tamir olmaya başlar
1 hafta ila 3 ay içerisinde:
•Nikotin vücuttan tamamen temizlenir
•Kan dolaşımı düzelmeye başlar
•Vücudun enerji düzeyi yükselir
•Yürümek kolaylaşır
•Solunum kapasitesi %30 artar
•Öksürük, sinüslerde doluluk, nefes darlığı azalır
1 yıl sonra:
•Akciğerler kendini temizleme yeteneğini tekrar kazanır
•Sigara içen birisine göre sigaraya bağlı kalp krizi riski yarıya düşmüştür.
5 yıl sonra:
•5 ila 15 yıl içerisinde inme ve felç riski hiç sigara içmemişlerin seviyesine iner
10 yıl sonra:
•Akciğer kanseri riski sigara içenlerin yarısına düşer
•Ağız, gırtlak, yemek borusu, idrar torbası, böbrek ve pankreas kanseri riski azalır
15 yıl sonra:
•Artık kalp damar hastalığı riski hiç sigara içmeyen birisi ile aynıdır
•Sigaraya bağlı ölüm tehdidi hiç sigara içmeyen birisi ile aynıdır
Görüldüğü gibi sigaranın kötülüklerinden kurtulmak bir süre alır ama her geçen sigarasız dakika vücut kendini tamir edip sağlığını kazanır.
Bir grup insan ise sigarayı bırakırsa kilo alacağından korkar. Sigarayı tamamen bırakanlar arasında ortalama kilo alımı sadece 2.5-4 kilodur Asıl gerçek ise, sigaranın yarattığı sağlık tehdidine eş bir tehdit ancak 40 kilo alımı ile mümkündür. Bu da sigaranın tek başına yarattığı riskin büyüklüğünü açıkça göstermektedir. Kilo alımından kaçınmak için şu ip uçları verilebilir;
•Sigarayı bıraktıktan sonra kilo almanın en önemli sebeplerinden biri ağza bir şey koyma alışkanlığıdır. Bu istek duyulduğunda yiyecek yerine kürdan, Red Kit’in yaptığı gibi saman yada şekersiz çiklet tercih edilebilir. Yani ağzınızı kandırın!
•Lifi bol, kalorisi düşük yiyecekler seçin.. Çiğ sebzeler yada meyveler yeyin, bunlar sigaranın pasından kurtulan dil için güzel tatlardır
•Abur cuburu boş verin, bol su için.
Yıllarca sigara içen çoğu insan sigarayı bırakınca bir anda tertemiz olmak ister. Fakat 40 yıl sigara içip sonra bir haftada her şeyi toparlamak mümkün değildir. Sigara dumanının ve nikotinin yarattığı hücre harabiyetini düzeltmek için C vitamini, E vitamini, selenyum gibi antioksidanların faydası vardır. Fazlalığı damarlara zararlı bir madde olan homosisteini düşürmek için folik asit ile B12 ve B6 vitaminleri kullanılabilir. Balgam söktürücü şuruplara, akciğer kendini temizleyeceği için gerek yoktur.
Haftada en az üç, günde de 30 dakika tempolu yürümek yada spor yapmak, taze sebze meyve ile beslenmek, hayvansal yağlardan ve fazla kaloriden uzak durmak, lifli gıdaları ihmal etmemek sigarayı bırakanların yaşam sloganı olmalıdır.
Sigaranın vücudunuzda meydana getirdiği hasarın belki zaten farkındasınız – nefes darlığı, uzun süreli faranjit ve sabah öksürükleri…
Sigara astım hastalığını artırır ve kronik obstrüktif akciğer hastalığın en etkili sebebidir.
Neyse ki, vücudunuz son sigaranızı söndürmenizi takip eden birkaç dakika içinde kendi kendini onarmaya başlar. Sigarayı bırakmanın sağlığınıza büyük yararı olacaktır – çok uzun yıllardır içiyor olsanız bile.
Sigarayı bırakmak, sağlıklı bir yaşam sürmek için atabileceğiniz en önemli adımdır. Unutmayın, değişim için hiçbir zaman geç değildir.
Şubat 23, 2011
Sıcak çarpması güneşte fazla kalma sonucu ortaya çıkar. Güneş çarpması olarak da bilinir. Kazazede aşırı terlemektedir ya da terlemiştir. Vücut sıcaklığı 40 derece ya da üzerinde olabilir. Nabız hızlı bilinç bulanıktır. Aşırı susuzluk hissi halsizlik ve ağrılar vardır.
Bilinç kapalı ise;
Kazazede gölge serin bir yere taşınır.
ABC kontrol edilir serinletilir.
(Airway = soluk yolu)
(Breathing = solunum)
(Circulation = dolaşım)
Bilinç açık ise
Kazazede serin bir yere taşınır yarı oturur pozisyon verilir.
Su serpme ıslak havlu ve hava akımı kullanılarak (yelpaze vantilatör vb.) serinletilir su ve alkolsüz içecekler verilir.
Fazla giysileri çıkarılır.
__________________
Şubat 17, 2011
Enerji içecekleri gençlerin gözde içecekleri arasında yer alıyor. Ancak yapılan araştırmalar, bu içeceklerin bilgileri incelendiğinde gençler üzerinde yan etkileri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Enerji içeceklerinin yararları, enerji içeceklerinin zararları, enerji içeceklerinin etkileri..
Bilimadamları uyarıyı, enerji içeceklerinin sağlık üzerindeki etkisiyle ilgili bilimsel araştırmaları inceledikten sonra yaptılar.
Miami Üniversitesi’nden Steven Lipshultz ve ekibi, enerji içecekleriyle ilgili araştırmalar ile üreticilerin internet sitelerinde bu tür içeceklerle
ilgili verdikleri “bilgileri” incelediler.
Bu sistematik araştırmanın sonucunda, bu içeceklerin “özellikle çocuklar ve gençler üzerinde ciddi yan etkisinin bulunduğunu; hezeyana, nöbetlere, kalp sorunlarına, şeker hastalığına veya ruh halinde ve davranışlarda problemlere yol açabildiğini” saptadılar.
Lipshultz, bu içecekleri tüketen bazı kişilerde yan etkilerin görüldüğünün gözlemlendiğini belirterek,bu tür içeceklerin herhangi bir tedavi
edici etkisini bulamadıklarını söyledi.
Enerji içeceklerini üreten şirketler ise bunların zihinsel ve fiziksel performansı artırdığını öne sürüyor. Pediatrics dergisinde yayınlanan araştırmada Lipshultz “Sorun, enerji içeceklerinin sadece kafein içermesi kadar basit bir olay değil. Sorun, bunların başka birçok madde içermesi” dedi.
Lipshultz, kalp, şeker hastalığı veya yüksek tansiyondan mustarip olan, nöbet geçiren veya hiperaktivite sorunu bulunan çocukların bu içecekleri içmekten vazgeçmesi gerektiğini belirtti.
kaynak: milliyet sağlık
Şubat 3, 2011
Ciddi sağlık sorunlarına neden olan iyot yetersizliğinden korunmak için iyotlu tuzun yemeğe ocaktayken değil sofradayken katılması gerektiği kaydedildi.
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zerrin Orbak, yaptığı açıklamada, iyot elementinin, insan vücudunda beyin başta olmak üzere tüm organların düzenli büyümesi, gelişmesi ve çalışması için gerekli hormonların yapımında kullanıldığını belirtti.
Orbak, Türkiye’de içme suyu ve besinlerle yeterli miktarda iyot alınamadığını, iyot yetersizliğinden vücudun iyot açığı kapatılarak korunulabileceğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnsanlarımızın yaşadığı iyot yetersizliğinin önüne geçilmesi için ülkemizde 1994 yılından bu yana ’İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi ve Tuzun İyotlanması Programı” yürütülüyor. Programın uygulanmasının ardından ülkemizde iyotlu tuz kullanımı artmakla birlikte henüz yeterli düzeyde değildir.”
Türkiye’de market, süpermarket ve hipermarketlerde bulunmamakla birlikte başka birtakım yerlerden iyotlanmamış tuz temin edilebildiğini vurgulayan Orbak, iyotsuz tuzların satın alınmamasını istedi.
“AÇIK BIRAKILDIĞINDA TUZDAKİ İYOT YOK OLUYOR”
Sorunun önüne geçmek için sadece tuzların iyotlanması ve iyotlu tuz kullanımının yeterli olmadığını vurgulayan Orbak, “İyotlu tuz nemli olmayan ortamlarda, kapalı kutularda ve dolaplarda saklanmalı. Beklenen faydanın gerçekleşmesi için iyotlu tuz yemeğe ocaktayken değil sofradayken katılmalı. Açıkta bırakıldığı takdirde tuzdaki iyot yok oluyor, yemek sıcakken katıldığında da tuzdaki iyot etkinliğini kaybediyor. Ev hanımılarının bu konudaı bilinçlendirilmesi faydalı olacaktır” diye konuştu.
Orbak, iyot yetersizliğinin yaşanılan bölgedeki toprak, su ve bitkilerdeki iyot miktarına bağlı olarak değişik düzeylerde ortaya çıktığını bildirdi.
NEDEN OLDUĞU SAĞLIK SORUNLARI
Sağlık Bakanlığı’nın halkı iyot yetersizliği konusunda bilinçlendirmek için hazırladığı kitapçıkta, iyot yetersizliği yaşanması halinde tiroit bezinden kana geçen hormonların yeterli miktarda yapılamadığı, hemen hemen tüm organların büyümesi, gelişmesi ve işlevlerinde sorunlar ortaya çıktığı, boy uzamasının durduğu, zihinsel işlevlerin gerilediği vurgulandı.
Kitapçıkta şu bilgilere yer verildi:
“İyot yetersizliği anne karnında ve bebeklikte düşük, ölü doğum, bebek ölümü, sağırlık, dilsizlik, cücelik, zeka geriliği ve doğum anomalilerine neden oluyor. İyot yetersizliği çocukluk ve gençlik döneminde ise guatr, kısa boyluluk, zihnin yetersiz çalışması, öğrenme yetersizliği, algılama yetersizliğine yol açıyor. İyot yetersizliği yetişkinlerde ise guatr ve verim düşüklüğüne neden oluyor, tiroit kanseri riskini artırıyor.
İyot yetersizliğinden kaynaklanan hastalıklarının başında, en çok bilinen ve görülebilen guatr geliyor. Guatr her yaş grubunda önemli bir hastalıktır. İyot yetersizliği hastalıklarından en ciddi olanı ise bilinmeyen ve gözle görülemeyen bir sorun olan beyin özürü ve zeka geriliğidir.”
Şubat 2, 2011
Sağlık Bakanlığı cep telefonlarının insan sağlığına zararları konusunda hazırladığı bir raporla vatandaşlara kullanım konusunda uyarılarda bulundu
Sağlık Bakanlığı cep telefonlarının insan sağlığına etkileri konusunda vatandaşların bilgilendirilmesi ve önerilerin belirlenmesi için ”Elektromanyetik Alanların Sağlık Etkilerini Değerlendirme Alt Kurulu” oluşturdu. Kurul cep telefonu kullanılması ile ilgili bir rapor hazırladı. Raporda vatandaşlara , kullanım konusunda şu uyarılar yapıldı:
Cep telefonundan yayılan dalgaların zararlı etkilerinden korunmak için Kablolu kulaklık kullanılmalı veya “hoparlör” moduyla görüşme yapılmalı.
Çocuklarda cep telefonu kullanım yaşı geciktirilmeli.
Hamilelerin cep telefonu kullanmaları önerilmez.
Acil durumlar dışında cep telefonu kullanılmamalı ve mümkün olan her durumda cep telefonu yerine kablolu sabit telefonlar kullanılmalı.
Görüşmeler mümkün olduğu kadar kısa tutulmalı ve daha çok kısa mesajlardan yararlanılmalı. Numara çevrildikten sonra hat bağlanıncaya kadar telefon vücuttan uzak tutulmalıdır.
Cep telefonlarının olabildiğince vücuttan uzakta kullanılmalı ve bulundurulmalı. Özellikle kalp, beyin, böbrek gibi organlardan uzakta durmalı.
Bebek odaları, yatak odaları ve çocukların yakınında cep telefonu bulundurulmamalı.
Uyurken cep telefonları kapatılmalı, kapatılmayacaksa başucundan en az 1 metre uzağa konulması önerilir.
Cep telefonlarının hareketli araçlar içerisinde kullanmayın veya taşımayın. Çünkü araç içinde metal çeperlerden içeri yansıyan elektromanyetik alanın şiddeti, yolculara açık havadakinden daha fazla etki ediyor. Öte yandan ABD’de yolda yürürken cep telefonuyla konuşmanın ve müzik dinlemenin yasaklanması bir yasa teklifiyle gündeme geldi.
Aralık 16, 2010
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Zamanın bütün zenginliklerine ve Osmanlı İmparatorluğunun tahtına sahip olan Kanuni Sultan Süleyman; sağlığın elde edilen tüm nimet ve zenginliklerden daha üstün olduğu çok anlamlı bir biçimde bu şiirle dile getirmiştir.Gerçekten de sağlık mutlu bir hayatın parçasıdır.
Hastalık ve sağlık kavramları kültürlere bağlıdır. Bir yörede,toplumun çoğunda bağırsak paraziti varsa,bu durum hastalıktan sayılmayabilir.Sigara içen biri kişi,öksürüğünü sigaraya bağlayıp gerçek nedeninin bir başka şey olabileceğini dahi düşünmeyebilir.Çocuğu ishal olan bir anne,tüm çocuklar ishal oluyor düşüncesiyle bu durumu hastalıktan saymayabilir.Bir sakatlık olarak bilinen ve kundak yapılan çocuklarda çok görülen doğuştan kalça eklemi çıkığı Navajo yerlilerinde çok yaygın olduğundan hastalık olarak kabul edilmez.
Eskiler bazı köylerde belli bir yaştan sonra trahoma bağlı körlüklerin kaçınılmaz bir durum olduğuna inanıldığını,ancak devletin etkin trahom mücadelesi ile körlüğün kaçınılmaz bir olay olmadığını anladıklarını belirtirler.Ayrıca pek çok kişi hasta veya yakınması olmadığı zaman kendisini sağlıklı kabul eder.
Hastalık ve sağlık kavramları kültüre bağlı olmasına rağmen,insan her yerde insandır ve bu nedenle sağlığının bir evrensel tanımı olmalıdır.Dünya Sağlık Örgütü sağlığı şöyle tanımlanmaktadır:”Sağlık,yalnızca hasta veya sakat olmamak değil bedenen,ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik halidir.”Bu tanım artık bütün dünya ülkelerinde kabul edilen bir tanımdır.O halde,kişinin tam sağlıklı olabilmesi için bedenen hasta veya sakat olmaması yetmemektedir.Bu kişinin aynı zamanda ruhen de dengeli olması,sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olması gerekmektedir.İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden biri de sosyal bir varlık oluşudur. Yaşamımızın her anında çevremize ki kişilerle ve olaylarla ilgili ve kaşıklıklı bir etkileşim içinde bulunuruz.Bu olayların sağlığımızı etkilediği bir gerçektir.Öyle ki,toplum hayatının etkileri sonucu oluşan bazı hastalıklar için sosyal hastalıklar deyimi kullanılmaktadır.
Verem hastalığı bunlardan biridir. Bu hastalığın,toplumun ekonomik olarak düşük düzeydeki,yoksul,çok çocuklu,eğitimsiz ve bozuk bir çevrede yaşayan ailelerde daha fazla görüldüğü bilinmektedir.Bir başka deyişle yoksulluk,eğitimsizlik gibi sosyal olgular,verem hastalığının temelinde yatan olaylardır.Aynı şekilde yetersiz beslenmede,gelişme geriliğinde,bulaşıcı hastalıklara yakalanmada, kazaların oluşmasında,hatta doğuştan sakatlıkların ortaya çıkmasında sosyal ve kültürel faktörlerin payı vardır.Özetle sağlık sosyal bir olaydır. aynı zamanda.Bu nedenle,sağlık olaylarından ve sağlıklı olmak için yapılması gereken çabalardan söz ederken;sağlığı etkileyen biyolojik ve fiziksel nedenlerin yanı sıra sosyal olayların da göz önünde bulundurmak zorundayız. İnsanı anlayabilmek,hastalık ve sağlığını değerlendirebilmek için onu çevresi ile bir bütün olarak kavrayabilmek ve insanla çevresi arasındaki etkileşimi anlamak gerekir.İnsanın çevresini incelemeyi kolaylaştırmak için,çevresel etmenleri;biyolojik ,fizik ve sosyal çevre olmak üzere üçe ayırabiliriz.Bu etmenler ve insan sürekli bir etkileşim halindedir.Etkileşim;yalnız insan ve çevresel etkenler arasında değil aynı zamanda bu etkenler arasında da vardır.Bu etkileşme ağı içinde insanı bir bütün olarak görmek gerekir.Bunu bir saatin çeşitli parçalarını ve nasıl işlediğini bilmek,onu bir sakat olarak görmemizi engellemediği gibi insan ve çevresindeki etmenleri ayrı ayrı görüp bilmemiz,bütünü düşünmemiz ve görmemizi engellemediği gibi insan ve çevre- sindeki etmenleri ayrı ayrı görüp bilmemiz,bütünü düşünmemiz ve görmemize engel olmamalıdır.
Günümüzde en önemli hastalıkların nadir veya tedavisi güç hastalıklar değil,bir toplumda en çok görülen,en çok sakat bırakan ve en çok öldüren hastalıklar olduğu anlaşılmıştır.Kişi ve toplumların sağlık düzeyini,sosyal ve ekonomik nedenler belirler;bunlar fizik,biyolojik ve diğer çevre faktörleri değil, küçük toplumsal birim olan aileden başlayarak bütün toplumun sorunudur.
Sağlıkla ilgili harcamalar bir masraf değil,insan gücü yatırımıdır.Hastalanan ve ölen kişiler toplum için kayıptır.Toplumların en önemli zenginliği sağlıklı ve iyi yetişmiş insan gücüdür.Sağlık harcamaları bir yatırımdır.Çünkü üretim ve katkı gücü yüksek bir insan gücü yaratmayı amaçlar.
İlkçağlarda hastalıkların;kötü ruhlar,cinler ve periler veya niyetlerin bakışlarından(nazar) meydana geldiğine inanılırdı.Bilimsel gelişmenin emekleme döneminde olan insanlar;karşılaştıkları sağlık sorunlarını,sihir,muska,mavi boncuk,büyü gibi araç ve uygulamalarla çözmeye çalışıyorlardı.Salgınlar gibi toplumsal felaketlerde tapınaklara doluşur,ayin yapılıyor,büyücülere koşuyorlardı. Ne yazık ki günümüzde de bu gibi ilkel yaklaşımların kalıntıları, eğitim düzeyi düşük kişiler arasında sürüp gidebilmektedir.
Daha sonra bazı temel besin maddelerinin eksikliğinin önemli sağlık sorunlarına yol açtığı anlaşıldı.Daha önce lanetlenmiş gemilerde çıktığı sanılan skorbüt hastalığının,sadece kuru ve konserve veya salamura yiyecek yenilmesinden kaynaklandığı anlaşıldı.Skor bütün C vitamini eksikliğinden meydana gelen bir hastalık olduğu ortaya çıktıktan sonra sorunlar daha kolay çözümlendi. Bunu mikropların bulunuşu izlendi.Bir çok hastalığın sebebi mikroplardı.Daha sonra mikropların neden olduğu hastalıkların büyük çoğundan bağışıkla ma ile korunabilmenin mümkün olduğu ortaya çıktı. Sanayileşme;çevre kirliliği,hava kirliliği ve kimyasal atık sorununu birlikte getirdi.Artık çevre olayları daha geniş anlamda bir sağlık sorunu yaratıyordu. Sorunların çözümü için insanı çevresi ile bir bütün olarak ele almak gerekliydi.
